Mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2008

Öylesine Bir Mektup - Can DÜNDAR

Öylesine Bir Mektup
.
Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.

Can DÜNDAR

Sen Üstüne Alınma Lütfen!!


Sen Üstüne Alınma Lütfen…


Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı; paylaşacak
hiçbir şeyimiz yok Yine de yüreğimden gücümün yettiği
yere kadar sana sesleniyorum; Seninle konuşuyorum..
bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım. Sevgimi
aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum…
Cümlelerimi kısalttım; kelimelerim buruk,
Gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda… ‘Bir ihtimal gelişine’
sığındığımı Fark ettiysem de, engel olamadım gurursuz, ama
mutlu hasretine…Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum,
imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor…Bende olan seni
hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de,
Sendeki benim nasıl olduğunu anlamsız bir sıkıntıyla merak
ediyorum…İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık
umursamıyorum! Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca
sırıtıyor; ben, duymamaya çalışıyorum. Düşler uzak gibi
görünüyor, ama yakınlar; belki de görmeyi istemek gerekiyor.“
Gözlerini aç” desem kapatacaksın, ama kapatma!
Gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş; İtiraf etti
sonunda… Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve kalbim değil.
Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım. Susturacaktım
içimdeki isyanı. Kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup
ısıtacaktım yüreğini, Sevinçten ağlayacaktım bu defa!
Mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi, dokunacaktım,
Sarılacaktım… Ama gelmedin, gelemezdin, belki de
gelmeye hiç niyetin yoktu aslında…Kendimi kandırdığımı
anladığımda ağlıyordum. Eskiden kimi şarkıların ne kadar
anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından her şarkı
umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor..
Sevdiğim ne kadar şarkı varmış meğer, bunu senin gidişinle
anladım! Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm
insanda, denizde, gecede, uykumda…Nasıl beceriyorsun her
yerde olabilmeyi? Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda
değilsin? Gittin! Beklide hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım…
Yokluğuna ayak uyduramıyorum! Her gelişimde, ‘bir kez daha
gönderdiğin’ oldum… İnanamadığın, yenemediğin, Üzerinden
atlayamadığın korkuların oldum…Yüreğindeki kadın ben olmak
isterken, Tozlu bir anı oldum…Sesin hep uzaklara çağırıyordu,
ben üstüme alındım ve sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan
bir seslenişi sahiplenir miydim? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı
avuçlarımda.Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini, Öğrenirse,
onun da acı çekmesinden korkuyorum…
Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin
uzak yollarda olması acıtıyor içimi…
En büyük silahınla vurdun beni; asıl acı olan unutulmak!
unutulmayan olmak sende Daha güzel duruyor…
Benim kırgınlığım ‘AŞK’a… sen lütfen üstüne alınma.


Arzum PALUT